Unutmak olmasa..

Unutmak nasıl bir mekanizmadır, “ah, unuttum !” diyerek üzüldüğümüz çok olmuştur ama düşünsenize bir de unutmak olmasa..

Hiç düşündünüz mü unutmak aslında insanı rahatlatan bir mekanizma.. Hatırlamak istemediklerimizi unutmasak ne olurdu halimiz.. Üzüntüden çıldırabilirdik, yada sinirden, ya da nefretten, kinden, öfkeden delirebilirdik..

“Zaman herşeyin ilacıdır.”derler ya, bunun adı aslında “Unutmak”  Bu yüzden çaremiz zaman değil, unutmak bir çaredir.

Düşünün bir bugün hayatınızda neleri unuttunuz:

  • Gidenleri
  • Ölenleri
  • Acıları,yaşanmışlıkları
  • Hastalıkları
  • Eskiden bizim için önemli olanları
  • Takıntılarımızı
Zaman içinde hatırlamazsak beyin bu bilgilere anılara olan bağlantıları siliyor. Tabiki anlattığım kadar da kolay değil, unutmak. Gerçekten istemek gerek öncelikle. Başka şeylere yoğunlaşıp, beyni meşgul etmek gerek. Ne bir ses, ne koku, beyinde bağlantı kuracak şeyleri görmemek gerek. 
Bilimsel açıdan makale ve yazılardan bulduklarım aşağıda, wikipedia linki ile merak edenler için burada.
 Öğrenilen bilgileri depolamaya, ihtiyaç olduğunda kullanmaya yarayan insani yeti, bellek (hafıza) olarak tanımlanır. Bellek iki türlüdür: Birkaç dakikayı geçmeyen hatırlama durumlarında görülen kısa süreli bellek, daha geniş zaman dilimlerini (saat, gün, hafta, ay hatta yılları) kapsayan uzun süreli bellek. İki bellek türü arasındaki farklardan biri, kısa süreli bellekte unutulan bilginin bir daha geri gelmemesine rağmen; uzun süreli bellekte unutulan bilginin hatırlanmasıdır. Uzun süreli bellekteki hatırlama miktarı öğrenilen bilginin anlamlılığına, öğrenme miktarına ve bozucu etkiye (ket vurma) bağlıdır. Hem kısa süreli hem de uzun süreli belleğin işleyişi şu aşamalarda gerçekleşir: kodlama, depolama, ara-bul-geri getir.
Kodlama aşamasında, çevredeki uyarıcılar seçilerek algılanır ve belleğe alınır. Fakat uyarıcıların pek çoğu kısa süreli belleğe bile ulaşamaz. Belleğe alınmamış uyarıcıların anımsanması imkânsızdır.
Depolama aşamasında, kısa süreli bellekte işlenen bilgi uzun süreli belleğe aktarılır. Uzun süreli belleğin kapasitesi kısa süreli belleğinkine kıyasla çok daha geniştir.
Ara – bul – geri getir aşamasında ise hatırlanmak istenen bilgi bellekte aranır. Hatırlamanın olabilmesi için; hatırlanması istenen bilginin depoda bulunması, depolanmış bilgiye götüren ara-bul-geri getir noktasında ipuçlarının yer alması gerekir. Bu ipuçları belleği güçlendirici teknikler olan; “gruplandırma, imgeleme (hayal etme), çağrışımlı yöntem, anahtar kelime yöntemi ve ayrıntılandırma”dır. Gruplandırma sürecinde belleğe depolanmak istenen birimler gruplara ayrılır. Örneğin ezberlemeye çalıştığınız bir numarayı ( 4469082… gibi), gruplara ayırarak (446 90 82 biçiminde) daha kolay depolayabilirsiniz. Yapılan araştırmalar, cümle içinde kullanılan ya da hayalde ilişkilendirilen kelime çiftlerinin hatırlanma düzeyinin % 75, sadece ezberleme yoluyla hatırlama düzeyinin ise % 35 olduğunu ortaya koymuştur. Yeni öğrenilen bilgiler iyi bildiğimiz mekânlarla (ev, okul, sinema…) ilişkilendirildiğinde de hatırlama süreci kolaylaşır. Ayrıca ayrıntılara inerek öğrenmek, öğrenilen konunun daha rahat hatırlanmasını sağlar. 
Bellekle ilgili önemli süreçlerden biri de “unutma”dır. Unutma, dar ve geniş çapta unutma olarak iki türlüdür. Geniş çaptaki unutma; alışkanlıkların ortadan kalkması, hatırlamanın gerçekleşmemesi durumudur. Dar anlamdaki unutma ise, öğrenilen bilgi, beceri ve deneyimlerin bellekte canlandırılamaması hâlidir.
Öğrenilenlerin çoğu oldukça hızlı biçimde unutulur. Nasıl ve neden unuttuğumuz konusunda da çeşitli kuramlar bulunmaktadır.
Fizyolojik kurama göre unutma, bilgi ve becerilerin zihindeki izlerinin zamanla aşınıp kaybolmasından kaynaklanmaktadır. Özellikle yaşlılık bunaması ve bazı hastalık hallerinde görülen unutmalar bu yaklaşımla açıklanabilir. Koşullu öğrenme kuramına göre ise, pekiştirilip ödüllendirilmeyen öğrenmeler, uyarıcılar ile tepkiler arasındaki bağları zayıflatır ve bu durum öğrenilen materyalin zamanla sönmesine neden olur. Bozucu etki kuramı da (ket vurma) söz konusu öğrenmeden önce ya da sonra yapılan öğrenmelerin yeni öğrenmeyi olumsuz etkilediğini vurgular. Sonraki öğrenme önceki öğrenmeyi unutturduğunda geriye ket vurma; önceki öğrenme sonraki öğrenmeyi unutturduğunda da ileriye ket vurma gerçekleşir. Freud’u takip eden psikanalistler de unutmayı baskı kavramıyla ilişkilendirerek, kişinin hoşlanmadığı bilgi, deneyim ve anılarını bilinçaltına iterek unuttuğunu, hatta hoş olmayan bilgi, anı ve deneyimlerin hoş olanlardan daha hızlı unutulduğunu savunmuşlardır. Bununla birlikte, neden unuttuğumuza dair önemli bir diğer açıklama da, kullanılmayan bilgi ve becerilerin zamanla unutulduğuna ilişkindir.
….

Bilimadamları insan beyninde öğrenme ve unutma sırasında neler olduğu hakkında yeni bilgiler elde ettiler. Beynimizin sinir hücreleri arasındaki kontaklardaki değişimler, öğrenme ve unutmada önemli rol oynuyormuş. Peki bütün bunlar şu meşhur fenomeni, “daha önce öğrenilip unutulan bilgileri hatırlamanın, ilk kez karşılaşılan bilgiyi öğrenmekten çok daha kolay olduğu” fenomenini destekliyor mu?


Max Planck Nörobiyoloji Enstitüsü’nden bilim adamları öğrenme işlevi sırasında yeni hücre kontaklarının kurulduğunu gösterdiler. Üstelik bu kontaklar öğrendiğimizin uzun süre kalıcı olmasını istemesek bile kuruluyormuş. Geçici olarak inaktive edilen bu kontaklar tekrar aktive edildiğinde de unuttuğumuz bilgiyi hatırlamamız sağlanıyormuş.


Yeni bir bilgiyle ilk karşılaşmamızda aktive olan hücreden komşu hücreye doğru bir uzantı çıkıyormuş. Bu uzantı komşu hücreyle birleşip bir sinaps yaparmış. Böylece bir hücreden diğerine bilgi aktarımı mümkün olurmuş. Bu kontağın bozulması da o bilgiyi unutmak anlamına geliyormuş.
Reklamlar