ÇIGONG VE BESLENME (ÇIGONG DIYETI)

Bu hafta severek okudugum ve ınandıgım cıgong’un turkıye’dekı onderlerinden ersın ıpek’ın yazısını paylaşmak istedim. yazıların devamı ve bılgı sıtesınde

 

ÇIGONG VE BESLENME (ÇIGONG DIYETI)

Diyet bizim insanımız tarafından kibrit kutusu büyüklüğünde peynir, 2 adet zeytin, 3 parmak ekmek yemeye mahkum ollmak gibi eziyetler silsilesi ve bir diğer adı da rejim olarak algılanan bir kavram olarak bilinse de, aslında “beslenme şekli” demektir.

Solunum ve sindirim Çi’nin vücuttaki varlığı için önemli rol oynar. Bu yüzden hava ve besin Çigong için hayati önem taşır. Kısa nefesler vücudumuza daha az oksijen girmesine ve hücrelerin daha az enerjiyle dolmasına neden olur. Hele bir de hava kirli ise vücudumuz toksinlerle dolar ve yine yeteri kadar Çi’den nasibimizi alamayız. Doğru nefes tekniklerini inşallah özel olarak ileride işleyeceğiz

 Çikong meditasyonu ve egzersizleri ile sindirim, özümseme ve dışarı atma işlemleri daha kolay yapılır. İçine ne koyacağınızı bilemiyorsanız sağlıklı bir sindirim sisteminden bahsedemeyiz. Çinliler arabaya koyduğumuz benzine “Qi Oil” der. Kaldı ki, besin benzinden, vücut ise makineden çok daha üstün sistemlerdir. Besin sadece vücuda giren bir yakıt değil, aynı zamanda onu yaratan ve iyileştiren enerjidir. Besin Çi’nin kaynağıdır ve tüm hücreler bununla beslenir.

Mide ve dalak ayrılmaz bir ikilidir. Yin Yang dengesini kurarlar. Toprak elementine bağlıdırlar. Toprak 5 elementin ortasında yer alır. Metal (ciğerler) batısında, Su (böbrekler) kuzeyinde, Ağaç (karaciğer) doğusunda ve Ateş (kalp) güneyinde yer alır. Toprak, ana element olarak bütün vücuda enerji sağlar. Besinin kalitesi ve miktarı, birbiriyle aynı anda tüketilme unsuru, pişirilme şekli, yenme zamanları gibi faktörler besinlerin Çi’ye olan etkilerinde önemli birer rol oynar.
Yanlış beslenme yüzünden obeziteden kansere dek pek çok hastalık türemiştir. Doğru beslenme ise bunu tedavi edecek tek yöntemdir.
Doğu-Batı Yaklaşımı

Batı, insan vucuduna mekanik bir araç gibi yaklaşır. Besinler vücudu beslemekten ibaret ham maddelerdir. Vitaminler ve mineraller tamamlayıcı öğelerdir. Doğu tıbbı ise denge üzerine kuruludur. Lezzet, ısı ve besinlerdeki Çi vücudun sağlığında önemli rol oynar. “Vücut neye ihtiyacını olduğunu bilir”. Evet vücut bilebilir ama zihin? Marketlerimiz göz boyayan ama bir o kadar da zararlı ürünlerle dolu. Peki ama nasıl besleneceğiz?

Taze, mevsimsel, yöresel ve doğal gıda tüketin

Başlığı açmaya çok da gerek yok sanırım. Besinleri taze tüketin, rafine edilmemiş ve işlenmemiş olsun. Köy yerinde tarladan yada bahçeden yenen domates ile market domatesi arasındaki farkı pek çoğumuz test etmiştir. Geleneksel Çigong Diyeti sanıldığı gibi vejeteryan değildir. Yine de besinlerin %80’ini vejeteryan ürünler (tahıl, meyve, sebze) ve  %20’sini hayvansal gıdalar teşkil eder. Bulunduğunuz bölgeye ait yöresel ve mevsimsel  besinler tüketin. Dondurulmuş, mevsimi olmayan ve ithal besinleri tüketmekten kaçının. Doğa sorun olan yerde inanın çözümünü de beraber sunar. Günümüzdeki sorun ise, artık hastalıklar da yöresel değil. Bavulumuzdan bile kıtalararası hastalık taşıyabiliyoruz. Yüksek enerjili besinler enerjisi yüksek tepelerde, temiz havada ve sakin düzlüklerde yetişir. Topraktaki Çi yüksek ise, orada yetişen besinlerin de iyileştirme gücü o kadar yüksek olur.

Katkı maddeleri olan işlenmiş gıdalar yerine organik, katkısız, koruma maddeleri , kimyasallar veya anitibiyotik içermeyen, antibiyotikle beslenen kümes hayvanlarından elde edilmemiş, sentetik olmayan, mevsiminde kurallarına göre avlanmış, çiftlik yerine deniz ürünü olan besinleri tercih edin. Doğasında beslenemeyen, kendi otunu kendi bulup geviş getirerek yiyemeyen, onun yerine önüne hazır konmuş antibiyotik ve hormonlu yem ile biran önce kilo alması ve şişmanlaması hedeflenen hayvanların eti hem sağlıksız, hem de lezzetsiz olur. Doğasında beslenen hayvanların kümes hayvanlarına oranla protein oranı yağ oranına göre çok daha fazladır ve daha sağlıklıdır. Elbette daha da lezzetli. Çinlilere göre bütün hayvanlar, başta tavuklar olmak üzere, ayakları vasıtasıyla topraktan enerjiyi emerler. Hapsedilen kümes hayvanları ise Çi’den yoksun olur ve stres hormonları ile yüklüdürler. Bu hormonlar onları yiyen insanların da pskilojisini etkiler. Çinliler yine şöyle der: “ne yiyorsan, osundur”.

Yemeğin ısısı

Çigongun en başta gelen prensiplerinden biri dengedir. Yemeği ılık yiyin, kendinizi serin tutun. Sıcak soğuk dengesini, yani Yin Yang’ı koruyun. Yemeklerin ısıtıcı (Yin) ve serinletici (Yang) etkisi vücuttaki Çi’nin varlığı için çok önemlidir. Örneğin midyeyi serin yemek gerekir çünkü ateş düşürücü etkisi vardır. Kuzu eti ılık yenir, çünkü anemi ve güçsüzlüğe iyi gelir. Sebze ve meyveler genellikle serinleticidir (elma, marul, salatalık vb). En soğuk olan hiç güneş görmeyen yerde yetişenlerdir (mantar gibi). Diğer soğuk olanlara ise karpuz, deniz yosunu gibi besinleri örnek verebiliriz. Soğuğa dayanıklı olmayan, sıcaksever insanlar bu kategorideki besinlerden uzak durmalıdırlar.

Tahılların pek çoğu doğaldır. Yin Yang dengesini kurmaya yararlar. Enerjisi bol sıcak besinler yediğinizde aynı zamanda tahıl da tükettiyorsanız ısı bir şekilde dengelenir ve zarar görme oranınız azalır. Bu yüzden tüm diyetlerde tahıl tavsiye edilir.

Beyaz pirinç neredeyse tamamen doğaldır, ne ılıktır ne de serin. Pek çok makarna enerji olarak pirinci yakalasa da içine katılan soslar, acılar vb ile ılık kesime kayar. Kahverengi pirinç, karabuğday ve darı doğalla ılık arasında kalır. En iyisi bunları soğuk iklimlerde tüketmektir.

Yüksek hareket kabliyetleri nedenyile vahşi hayvanların neredeyse %100’ü Yang’dır. Evcil hayvanlara göre daha fazla protein ve C vitamini içerir. 
Acı baharatlar ve tarçın sıcak sınıfına girer. Ateşli ve kanamalı hastaların bunları tüketmemesi yerinde olur. Soğukta rahat edemeyen ve sürekli üşüyen insanlara “soğuk bünyeli” insanlar derler. Bunların ılık besin tercih etmeleri gerekir. Sıcağa tahammülü olmayan insanlara da “sıcak bünyeli” derler ve onların da serin besin yemeleri gerekir.

Pişirme şekli

Buharda pişir, fırınla, güvecini yap! Çigong diyeti pişmiş besini çiğ olana tercih eder. Ve ılık yada sıcak servis yapılmasını tavsiye eder. Besinler rahat öğütülmesi açısından güzel pişmeli ve bolca çiğnenmeli. Çiğneme esnasında besinler ağız içinde ısıtılmış olurlar, küçük parçalara ayrılırlar ve tükürük bezleriyle yararlı olan vitamin ve mineraller daha çabuk kana karışırlar ve bu da sinidirime yardımcı olmuş olur. Yemeklerinizi daha yavaş ve daha farkında olarak yemelisiniz. Tavada yapılan kızarmış yemeklerden kaçınmak gerekir. Bu yemekler çok yağ ve kolestrol içerir. Kızartmalar neden zararlı? Örneğin 100gr fırında pişmiş patates 1/10 gr yağ içerirken, 100 gr kızarmış patates 40 gr yağ içerir. Kızartma yöntemi besindeki yağ içeriğini artırır. Genetik olarak bedenimiz kızartılmış ürünleri öğütmeye musait değildir. Bunun bedelini genellikle kalp ve şeker hastalıkları olarak ödüyoruz.

Sebzeleri pişirmenin en iyi yolu buharda pişirmektir. Besini yumuşatır ve kolaylıkla parçalarına ayırır. Bunu yaparken de dokusunu, tadını, içeriğini ve en önemlisi Çi’sini bozmaz. Özellikle de deniz ürünleri buharda çok lezzetli olur. (isteyene tarif verebilirim)

Fırınlama usulü genelde yapacağımız yemeğin miktarı çok ise kullanılır. Sağlıklı bir yöntemdir. En çok tavsiye edilen Çigong yöntemi güveçtir. Seramik güveç besini hem korur hem de içinde gerekli Çi’yi oluşturur. Topraktan yapılma kaplar genellikle tavuk ve kuzu gibi etler için daha uygundur.

Çeşniler

Lezzetli besin sağlıklıdır. Yemek lezzetli olursa iyileşme esnasında hasta insan tedaviye daha kolay yanıt verebilir ve besinden gelecek olan şifayı şevkle kabul eder. Soğuk ve ılık unsurları gibi, yemeklerdeki  çeşniler de organlarımızı ayrı ayrı uyarır. Soframızda genelde 4 çeşit çeşni bulunur: tatlı, tuzlu, acı, ekşi. Herbirinin belli bir organa etkisi vardır. Bazı besinler birden fazla çeşni içerir. Örneğin elma hem tatlı hem ekşidir. Hepinizin aşina olduğu Çin yemekleri de böyle ortaya çıkar: acılı ekşili çorba, ekşili tatlı ördek gibi…

Tatlı: Dalak ve mideye hitap eder. Çok azı da,çok fazlası da zarar verir. Fazlası su ile alakalı organlara zarar verir, yani mesane ve böbrekler.  Buna istinaden genellikle saç dökülmeleri ve kemiklerde ağrı görülür. Mesane ve böbrek sorunları olanların doğal olarak az tatlı yemeleri gerekir. Tatlılara ek olarak kullandığımız şeker ise uzak durulması gereken bir şeydir. Rafine edilen sofra şekeri içine beyazlatmak amaçlı konan kalsiyum klorid ile adeta bir zehir haline dönüşür. Şeker doğal haliyle değil de sakaroz olarak kimyasal şekilde vücudumuza girer. Vücut bunu sindirebilmek için bu sefer kendi öz kaynaklarını kullanmak zorunda kalır ve kalsiyum, demir ve diğer elementlerden fedakarlık yapar.

Çinliler süt için “süt bebekler ve yavru hayvanların emmesi içindir” der. Burdaki sütten kastı da elbette anne sütüdür. Süt hayvansal yağ içerdiği için kolestrolü artırır, bu da kalp ve damar hastalıklarına davetiye çıkarır. Kaymağı alınan süt vücuttaki kalsiyum ve fosfor dengesini bozar. Bu kemik erimesine kadar gider. Dolaşım sistemini koruyalım derken bu sefer iskelet sistemini tahrip etmeye başlarız. İlle de süt içmek isteyen, ev yapımı ve tercihen keçi sütü ve bu sütten yapılma yoğurt ve peynirleri tercih etmelidir. Anne sütüne en yakın süt keçi sütüdür. İnek sütü ve pastörize edilmiş süt içmeye devam ederseniz başta bağırsak sorunları olmak üzere şişkinlik, kabızlık, kemik sorunlarıyla karşılabilirsiniz.

Tatlı besinlere örnek elma, muz, arpa, sığır ve tavuk eti, bal, süt, şeker , tofu verilebilir.

Tuzlu: Suyla alakalı organlara hitap eder, yani böbrek ve mesane. Tuzlu besinler kist ve lenf bezi gibi nodülleri yumuşatarak atmaya yarar. Çoğu insan için masa tuzu zararlıdır, bunun yerine deniz tuzu yada Himalaya tuzu kullanmakta fayda vardır. Aşırı tuz kalbe ve ince bağırsağa zarar verebilir, çünkü kanın pıhtılaşma oranını artırır.

Ekşi: Limon gibi besinler tahta elementiyle ilintilidir ve karaciğer ve safra kesesine hitap eder. Ekşiler kolaylıkla emilebilir. Sıvıların hareketini yavaşlatma özelliği ile ishal ve aşırı terleme gibi rahatsızlıklara iyi gelirler. Fazlası mide için iyi değildir. Ekşilere örnek, limon, elma, üzüm, domates verilebilir.

Acı: Ateşle alakalı olup kalbe ve ince bağırsağa hitap eder. Acı ateşi kontrol altında tutar, dolayısıyla ateşli hastalıklara iyi gelir. Kahvenin içinde de acı vardır ve kafeinin zararlı derecedeki etkilerine sahiptir. Kanki kolestrolü artırır ve sinir sistemini normalin üzerinde uyarır. Acılı yemekler kalp için faydalıdır ve sindirime iyi gelir. Ateş metali eritir, o yüzden fazla acı ciğerleri ve kalın bağırsağı zararlı yönde etkiler. Örnek besinler sirke, kahve, turunçgiller verilebilir.

Kalori

Kaloriyi azalt, besin değerini yükselt! Kaloriyi azaltırken genellikle besin değerinden de ödün verilir. Vermeyin. Yalnız yaşlılar ve hastalar değil tüm yetişkinlerin kalori değerlerini denge altında tutmaları gerekir. Kaloriyi azaltmak besinlerdeki vitamin, mineral, yağ, protein ve karbonhidratların atılması demek değildir. Çoğu insan kalsiyum ve magnezyum eksikliğinden müzdariptir. Yemeğinizin kalitesinden değil sadece miktarından ödün verin.

Karbonhidrat

Çikong diyetinde temel olarak 5 tahıla dikkat çekilir: pirinç, darı, buğday, yulaf, fasulye. Daoist inanışa göre 3 dantien bölgemiz (3.göz, kalp ve abdomen) 3 adet kurt tarafından istila edilir. Bu kurtlar kötü beslenme, kötü davranış ve 5 tahıldan kaynaklanan kötü Çi üzerinde yaşarlar. Yine bu inanışa göre bu 5 tahıl hayatı kesen makas gibidir. 5 iç organı çürütür ve hayatı kısaltır. Lakin karbonhidratlardan uzak duralım derken (başta pirinç ve spagetti olmak üzere) pirinçle beslenen Çin’in kendisi olmak üzere İtalyanları ve Fransızları da üzmemek gerekirJ.

Karbonhidrat yediğimizde şeker ve glikoz parçalarına ayrılır. Enerji için glikoz gerekli bir maddedir. Glikoz solunumla gelen oksijen ile birleştiğinde karbondioksit üretir, su ve ısı açığa çıkar. Karbondioksit kanla ciğerlere taşınır ve nefesle dışarı atılır. Vücut glikozu kullanabilsin diye pankreas insülin salgılar. İnsülin hücrelerin bunu emmesini sağlar. İnsülin aynı zamanda glikozu glikojene çevirir. Bu da ciğerlerde ve kaslarda saklanır. Zamanı gelince kan şekeri olarak ortaya çıkar. Tüm bunlar dengede ve olması gereken değerlerde tutularak vücut sağlığı korunur.

Protein ve yağlara oranla karbonhidratı çok fazla tüketirsek, kandaki insülin seviyesi artar. İnsülin fazla salgılanınca kan şekeri düşer ve baş dönmesi yapar, yorgunluk hissederiz. Aynı şekilde vücutta fazla yağ stoklanır. En son olarak da, zaten yüksek olan insülin miktarı hücrelerin insüline karşı dirençli olmasına neden olur. Bu yüzden de daha fazla makarna, ekmek ve tatlı yeme ihtiyacı doğar. Bu da şeker hastalığına hoşgeldin der.

Vitamin ve mineraller

Günlük C ve E vitaminlerini düzenli alın. Sentetik olan vitaminlerden kaçının ve herşeyin fazlasının da zarar getireceğini unutmayın.

Çi’ye hareket veren besinler

Kimi besinler Çi’yi aşağı doğru, kimileri yukarı doğru hareket ettirir. Aşağı doğru hareket ettiren kök besinler mide bulantısına ve hıçkırığa iyi gelir. Yapraklı ve çiçekli besinler yukarı doğru yükseltir. Ateşi düşürmekte faydalıdır. Hayvanların organlarına ait besinler bizdeki aynı organlara hitap eder. Batı tıbbı 100-150 yıllık geçmişi ile halen besinlerin kimyasal bileşenleri hakkında kesin bir bilgiye sahip değildir. Çin ve doğu tıbbı binlerce yıla varan deneme yanılma yöntemleriyle ispatlanmış bilgilere sahiptir.

Örneğin, armut ve armut suyu ciğerleri temizler ve ateşli hastalıkları iyi eder. Limonun serinletici özelliği yanısıra kusmayı önleyici ve iştah açıcı özelliği vardır. Soya fasulyesi üzgün midenin dostudur, mideyi ve dalağı güçlendirir, toksinleri atmaya yardım eder. Soya sütü zehirlenmelere karşı kullanılır. Çam fıstığı kuru öksürüğü keser. Kereviz hemeroid gibi ağrıları dindirir. Bunun gibi pek çok örnek bizim ülkemizde de bitkilerle şifa kültürümüzde mavcuttur. 

Su, su, su…

Bol bol su için. Çigongun vazgeçilmez içecekleri su ve yeşil çaydır. Sıcak çay Çi’yi vucuda uyumlu hale getirir ve Çigong egzersizlerinden sonra içilmesi çok iyi gelir (başka bi sayıda sırf çaydan bahsedebilirim). Hasta ve halsiz düşene boşuna “dinlenin ve bol bol sıvı tüketin “ denmez. Su ateşi düşürür, zehri sulandırır ve dışarı atar, ruhu besler. Günde en az 8 bardak yada 2 litre su içmek gerekir. 
Pek çok doğu tıbbı hekimi hastalıkların yeterince su içilmemesinden kaynaklandığına inanır. Peki su neden bu kadar önemli? Birincisi adı üstünde su. Kanı sulandırır. Besinleri çözer ve daha rahat sindirilmesini sağlar ve bu şekilde de hücrelere de daha hzılı şekilde ulaşır. Toksinlerin vücuttan atılmasına yardım eder. İkincisi yağlıdır. Sindirim, cinsellik ve hareket için gerekli yumuşaklığı sağlar. Üçüncüsü de vucut ısısını dengeler. 

Su aynı zamanda ruhani bir güce sahiptir. Gezegendeki en eski iyileştirme aracıdır. Çigong egzersizlerinden en önemlilerinden biri de “dil masajı”dır. Bunun amacı yeterince tükürük üretip iç organlara gerekli ve şifalı Çi’yi göndermektir. Bu egzersiz esnasında dilin ucu damakla ön dişlerimizin iç kısmının birleştiği noktada tutulmasıyla başlar. Günlük yaşantısınızda artık dilinizin nerede duracağını öğrendiniz. Aklınıza geldikçe de dilinizi sağdan sola belli bi süre ve soldan sağa da belli bir süre dairesel şekilde damağınızda gezdirin. Tükürük üretmeye başladınız bile.  Ne kadar tükürük üretirsek o kadar sağlıklı olacağımıza inanılır.

Yemeklerde alınan su gaz, şişkinlik ve kabızlığa yol açabilir. Her türlü sıvı yemeklerden 15-20 dakika önce veya yarım saat-1saat sonra tüketilmelidir. Mide  besinlere göre asit salgılar. Besinle alınan sıvı midenin asit dengesini bozar.

 
Marketten aldığımız ve üzerinde %100 bilmemne suyu yazan şeylere kanmayın. Her türlü suyu en doğal haliyle için ve sıkıldıktan hemen sonra tüketin. Taze hazırlanmış sebze ve meyve suyu bedenden ölü hücreleri atar, tuzu çözer, karaciğer ve böbreklerdeki taşları çözer ve kansere karşı korur. Çinliler “yer gibi için” der. Yani sıvıları bir dikişte, kana kana içerek mideye göndermeyin. Yudum yudum ve ağzınızda bir süre bekleterek için. Tükürük bezleriyle sıvıdan alacağınız yararlı vitamin ve mineraller ulaşması gereken yerlere daha çabuk ulaşacaktır. Hızlı içilen sıvılar mideyi hem yorar hem de mayalanmaya yol açar.
Pancar, havuç, lahana, patates, salatalık, ıspanak, domates, üzüm, limon, sarımsak ve elma suyu içmek son derece faydalıdır. Hepsinin ayrı ayrı şifası vardır.
Kalınbağırsağımız intikam alır!

Sağlıklı olmaın yolu iyi çalışan bir kalınbağırsaktan geçiyor. İyi çalışmayan bağırsak kabızlığa neden olur. Kabızlık kanın kirlenmesine, hatta zehirlenmesine ve bunun da tüm vücuda yayılmasına neden olur. Kalınbağırsaktaki sorunları bütün iç organları tetikler. Bundan mide, pankreas, dalak, böbrekler, karaciğer ve safra kesesi  nasibini alır. Safra kesenizi ameliyatla almak isteyen doktorlar asıl sorunun bağırsaklarda olduğunu bilmezler yada bilmek istemezler, çünkü çok basit bir ameliyattır ve sigortanız karşılıyordur. Hatta yanında “bademcik ameliyatı bedava” promosyonu da olabilir. Nedenlerle değil belirtilerle uğraşan batı tıbbı bazen sizi zora koşabilir. 

Kalınbağırsaktaki sorunlar neye yol açar
  • Karaciğerin yorulmasına, görevini yeterince yerine getirememesine, safra kesesine yüklenmesine, taşların, kumların ve poliplerin oluşmasına ve toksinlerin vücuttan atılamamasına
  • Kanın kirlenmesine ve vücudun zehirlenmesine
  • Böbreklerin bir sürü kum ve taşla dolarak devre dışı kalmasına
  • Eklemlerde birikintilere, kireçlenmeye ve her yerimizden ses gelmesine Alerji, kist, sşişmanlık belirtilerine
  •  Sinir sisteminin bozularak kansere dek yol alan hastalıklara neden olur

Bunlara maruz kalmamak için beslenmemize dikkat etmeli, düzenli olarak kalınbağırsak ve karaciğer temizliği yapmalı, antibiyotik gibi bağırsakta mayalanmaya yol açan ve karaciğeri yoran  ilaçlardan uzak durmalı, öfke, üzüntü, affedememe, pişmanlık, kin, nefret gibi duyguların üstesinden sevgiyle gelmeli, kendimizi, etrafımızdakileri ve doğayı koşulsuz sevmeli ve Çigong yapmaya devam etmeliyiz.

Çigong diyetini ben nasıl uyguladım?

Çin’e ayak basmak zaten başlıbaşına diyeti uygulamanız demek. Yurdum insanının nasıl beslendiğini bilirsiniz. Çindeyken alışık olmadığım yeme kültürüne ve yemeklere sövsem de, döndüğümde insanımızın nasıl yemek yediğini görünce hem üzüldüm, hem de utandım. Size klasik bir kahvaltı gözlemimi aktarayım. Masada yok yok. Zeytinin yeşili, siyahı. Peynirin beyazı, kaşarı, loru, dili. Domates, salatalık, marul üçlüsü. Sahanda yumurta. Sucuk, salam ve sosis. Gözleme. Bal, reçel, kaymak, tereyağ. Portakal yada nar suyu. Demlik çay yada habire getir denilen bardak bardak siyah çay. Soğuk su. Ceviz, kuru üzüm, kayısı gibi çerezler. Bir ben yokum! Lakin ben de varımJ. Bir de bunların açık büfe olanları var, onlara hiç girmiyorum. Şimdi masada oturanlardan birine bakalım. Sayıyorum. Ekmeği yumurtaya banıyor, ağzına atıyor. Çatalla sucuktan alıyor, ağzına atıyor. Peynirden bir parça alıyor, yetmiyor farklı bir peynirden de bir parça alıyor, ağzına atıyor. Zeytin ağza, domates ağza, salatalık ağza. Meyve suyundan bir yudum, çaydan bir yudum. Bunların hepsini tek bir kerede ve peşpeşe yapıyorlar. Allahım nasıl insanlarız? Sanki biri pedallı çöp kovasına basmış içine habire çöp boşaltıyor. Akşamları da farklı değil. Çorba, üzerine birkaç çeşit yemek, pilav, salata, cacık, hemen üzerine bekletmeden meyve, tatlı ve siyah çay. Zavallı mide, zavallı kalın bağırsak ve diğerleri… 

Vücut bizden intikam almasın da napsın?

Kendi diyetimi anlatayım. Öncelikle besinleri birbiriyle karıştırmayı kestim. Yani çok sevdiğimiz kuru-pilav ikilisini birbirinden ayırdım. Her öğünde tek besin yemeye başladım. Unlu mamülleri, tuzu, şekeri hayatımdan çıkardım diyebilirim. Keçi sütünden yapılma süzme yoğurt ve peynir yiyiyorum. Et olarak kuzu eti ve keçi eti, balık olarak deniz mahsulü balıkları tercih ediyorum. Peynir kalınbağırsağın 1 numaralı düşmanı olduğu için keçi peyniri bile olsa peynir yememe çalışıyorum. Makarna, beyaz pirinç, beyaz ekmek, margarin hayatımdan çıktı. Kepekli ekmek, bulgur ve zeytinyağı  bunların yerini aldı. Meyveleri kabukları ile, hatta çekirdekleri ile yiyiyorum (şeftali gibi meyveler hariçJ). Siyah çayın yerini yeşil çay aldı. Kahve, kola, her türlü asidik ve sentetik market içeceği hayatımdan çıktı. Pastane tatlıları ve çikolata yemiyorum.  Sen de ot gibi yaşıyorsun diyenleri duyar gibiyim. Başta inanın ben de eziyet çektim, ama alışınca bu sefer aksi saçma gelmeye başlıyor. Meyve ve meyve sularından aldığım şeker yetiyor. Ayrıca tatlı yada çikolata istemiyorsunuz. Bu tarz bir beslenme şekli ve Çikong egzersizleri ile 80 kusur kilodan 65 kiloya indim ve aylardır da bu kilomu koruyorum. Kendimi daha çok seviyorum ve kuş gibi hissediyorum. Kural Dışı Yayınları’ndan Mihail Tombak’a ait eserleri okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Aklın yolu bir. Sağlıklı beslenme ve iyileşme konusunda çok güzel şeylere deyiniyor. Kütüphanenizde bulunmasında fayda var.

Unutmayın

–          Taze, mevsimsel, yöresel ve doğal beslenin

–          Hormonlu, antibiyotikli, sentetik, genetiğiyle oynanmış gıdalardan uzak durun

–          Buharda, fırında yada güveçte pişirin, kızartmalardan uzak durun

–          Kaloriyi azaltın, besin kalitesinden ödün vermeyin.

–          Vitamin ihtiyacınızı doğal olarak karşılayın

–          Bol su ve yeşil çay için

–          Besinleri tanıyın, hastalıklarına iy gelecek besinleri tüketin

–          Unutmayın Tanrı nimetleri, şeytan “aşçı”yı yaratmıştır