Kendimizi yenilenme zamani

İnsan evladının bütün derdi olayların orta yerinde kaybolmaktır. Yaşadığımız durumun doğru düzgün bir değerlendirmesini yapamadan, kendi duygusallığımız içinde yükselip alçalır ve bunun ”gerçek” olduğunu sanırız. Oysa algımız çoğu kez, beklentilerimiz, çoşkularımız, korkularımız, hayal kırıklıklarımız, hiper mutluluklarımız ve küskünlüklerimiz ile perdelenmiştir…

En mantıklı, en pozitivist, en bilimsel geçinenlerimiz dahi, hatta belki de en çok ”ben tuttuğuma gördüğüme inanırım” diyengiller, hayattan umduklarını bulamadıkları, iki artı ikiyi dört ettiremedikleri zaman feci bozulurlar :)))

Bize göre hayatın akması gereken bir yön vardır ve etrafımızdaki insanlar ve çevremizde gelişen olaylar bunu mümkün hale getirir ya da buna engel olurlar. İnsanın ”merkezde olmaktan” anladığı budur🙂

Oysa insan gerçekten de kendi hayat senaryosunun merkezindedir… Ama senaryo şekillenirken bizim var olduğunu sandığımız ihtiyaçlar değil, ruhumuzun bu bedende var olmasına dair amaçlar önem kazanır.

Biz güvende olmayı, herkesin ve herşeyin bizim umduğumuz gibi olması ile eş tutarken, evren bize gülmektedir… Zira gözden kaçan şudur; kendimizi hayattan korumaya çalışmak için girdiğimiz modlar ve yaptığımız ataklar, güvende olma duygumuzu ve akışla bütün olabilme yeteneğimizi baltalamaktadır!

Biz kendimizi, etrafımızı ve hayatı, aldığımız sonuçlarla yargılarız… İNSAN;

– Çalıştıysa kazanmalı,

– İstediyse almalı,

– Aradıysa – sabrı tükenmeden – bulmalı,

– Sevdiyse sahip olmalı,

– Fedakarlık ettiyse takdir görmeli ve destek bulmalı,

– Yani umduğunu bulmalıdır :)))

Sonuç istediği / beklediği gibi olmayınca insan haksızlığa uğradığına veya cezalandırıldığına inanır. Zira sosyal bilinçaltımız bizi böyle şekillendirmiştir.

Bu nedenle de, bizi istediklerimize götüreceğine inandığımız yolda, kendimizce gayret, sabır, ısrar gösterir, hatta kaş yarar göz çıkartır, kafa kopartırız.

İstediklerimizle sınanacağımız, ya da istediklerimizin getireceği bilinmeyen sonuçlardan korunacağımız hiç aklımıza gelmez… İnsanın aklına KORUNDUĞU gelmez!

Bu nedenle de yaşadıklarımızda bir hayır, bilemediğimiz bir iyilik olabileceğini düşünemez ve şükretmeyi ihmal ederiz…

Bu YENİAY’a doğru yaşanan süreçler, bizi ”bir türlü olmayanlar” karşısındaki çaresiziğimiz veya cevapsızlığımız ile yüzyüze bırakmıştır. Ve YENİAY’ın getireceği ödül, beklentilerimize / çabamıza / elimizde olanlara başka bir gözle bakmaktır!

Duygular bizi gerçekten perdeler diye girmiştim yazıya… Kovadaki Ay’ın en iyi yanı, duygulara mesafe alabilen, görünene görülemeyen yanlarından bakabilen, sorulmamış soruları ortaya dökebilen bir niteliği olmasıdır.

Bu YENİAY’da, hayatınızdaki olmayanlara, düzelmeyenlere, sizi incitenlere, acıtanlara, yoranlara, güç yetmeyenlere, bakmadığınız bir yerden bakın!

Ya olmayanda bir hayır görecek, ya da bu kadar aldırıyor, bozuluyor, durumu olduğu gibi görmekten bu kadar kaçınıyor olmanızın altında yatanı anlayıp, duruşunuzu, tavrınızı, talebinizi değiştireceksiniz.

Hayat döndürüp döndürüp aynı kapıya çıkartıyorsa bizi, bu bizim kendimizi sonuçlardan korumaya değil, kendimizden korumaya ihtiyacımız olduğuna işaret eder😉

Hayat bizi sever… bize bayılır… bize yatırım yapar… bize yollar açar. Ama biz kendimizi işaretlere, mesajlara, olasılıklara kapatır, ve hep bize iyi geleceğiniz sandığımız bir sonucu elde etmenin peşine takılırız.

Hayata dair değiştiremediğimiz her şey bize değişimemiz gerektiğini gösteren bir işarettir… İŞARETLERDEN KORUNMAYIN.

Hayatın sizi getirdiği kapılara korkmadan bakın ve ”ben neden YİNE buradayım?” diye sorun kendinize… Altında mutlaka değiştirmekten korktuğunuz bir kalıp, bir varsayım, bir zan, bir beklenti, bir özenti, bir küskünlük vardır.

İnsanları ya da olayları değiştirme derdini bir yana bırakın artık, sizi yöneten kalıpları değiştirin.

Olmuyorsa, boşuna vurmayın kafanızı aynı duvara… Savunma – Saldırı ikileminden çıkıp, sakince izleme ve bozulmadan adını koyma düzenine geçin.

Ve en  önemlisi önümüze konulan mesajı işin içine duygu karıştırmadan görebilirsek, hayatın bize açtığı yeni yollar ve olasılıklar ile şifa ve çözüm bulacağımıza inanın.

Zaman, yeni planlar yapmak kadar, bu planları hayata koyarken de işe yaramayan alışkanlıklara mesafe almanın, ve BEN adını verdiğimiz kaleyi bu kadar kırılgan hale getirenin yine biz olduğumuzu anlamanın zamanıdır. Yoksa yeni diye geçtiğimiz her yol eskinin bir uzantısından ibaret kalır…

İnsanın her durumda ayakta kalmak için tutunacağı tek şemsiye, hayatın bilgeliğine duyduğu güvendir. Bu güvenden, bu korunmadan, bu sevecenlikten kendinizi mahrum etmeyin.

Kaynak… http://junoastrology.com